ÖZSÖZ

I. BÖLÜM
ESKİ KUŞAKLAR


Eski Kuşak Hakkında
Süleyman Aksoy (Hacıkadı)
Yörük Opban (Osman Sert)
İbrahim Ethem Akıncı (Avcı Vali)
Mehmet Ağa
Abdurrahman Bey (Abdurrahman Aydın)
Topaloğlu Mehmet Efe
Sinanın Sadri (Sadri Artuç)
Eski Kuşak Avcıları

II. BÖLÜM
ORTA KUŞAKLAR


Orta Kuşaklar Hakkında
Faruk Aksoy
Burhan Karaosmanoğlu
Hasan Çavuş (Hasan Akyüz)
Soğanoğlu (Mustafa Şahbudak)
Hamamcı Şeref (Şeref Narin)
Tavuk Şükrü (Şükrü Çalış)
Muhacirler
Orta Kuşak Avcıları

III. BÖLÜM
GENÇ KUŞAKLAR


Genç Kuşaklar Hakkında
Ali Koç
Cüneyt Güçlü
Dursun Ceylan (Maliyeci Dursun)
Karabacağın Hasan (Hasan Şimşek)
Hamdi ve Mustafa Şahin
Hüseyin İnci
Hüseyin Özkaya
İrfan Coşkun (Koför İrfan)
Kâzım Tokuç
Veziroğlu Mehmet Ersen
Nabi Hoca (Nabi Yapıcı)
Mimar Saim (Saim Sayın)
Şinasi Aladağ
Süleyman Aksoy
Timur Çiçek
Özkan Canoğlu
Genç Kuşak Avcıları

IV. BÖLÜM
ANILAR - AVLAR - AVCILAR


Yılanlı
Çivril Avları
Dağ Köylerinde Av
Gökbel
Akçaalan
Kelekçinin Çilleri
Domuzlu Anılar
Söke Avları
Datça
Köyceğiz - Dalyan Avları
Söğüt - Bozburun Avları
Yerkesik’te Av
Çakmaktepe
Kale - Karaköy Avları
Gıra
Dağlar Kuruyor
Bir Av Hikâyesi
İlk Av
Tarladaki Domuz Avı
Ece’de Av
Kopaycılar (Tavşan Avcıları)
Muğla - Balık Avı - Gökova
Muğlalı Silâhçılar
Hâtime

 

  

 

 

 

ESKİ KUŞAK AVCILAR

Altmışlı yıllarda Muğla’da av denince “keyik avı” akla gelirdi! “Keyik...”dediğimiz gerçek geyik değil dağ keçisidir! Yöre halkı dağ keçisine “keyik” der!

Ve bu av ayrı bir çizgide görüşülürdü! Adeta kutsal yanı vardı! Çok zor bir avdı. Herkesin harcı değildi! Kasım ayının son haftasında kar, yağmur, fırtına dağda olmak gerekiyordu! Çünkü “kovum” başlıyordu! Tekeler o zaman ortaya çıkıyorlardı. Avcının yazısız yasasında dişi hayvana sıkı atmak yoktu!

Geyik avcılarının hikâyeleri efsane gibi anlatılırdı!

Eski Kuşak dediğim, Muğla Avcılığı’nın büyükleri başka avlara da giderlerdi. Tavşan, keklik, lökeşe vs. ama onların bariz vasfı “keyik avcılığı” idi. Öteki avları pek ciddiye almadıkları da anlaşılıyor!

Yedi eski avcının hikâyelerini biraz genişçe yazdım. Elbette o yıllarda daha yüzlerce gerçek avcı vardı. Örneğin Muğla’nın Yaraş, Düzen, Dırlavan, Akçaova Yörüklerinin çoğu “keyik avcısı” idi. Onları bir liste halinde anımsamaktan başka çözüm yoktu.

Hacıkadı’yı, Opban’ı, Mehmet Ağa’yı, Topaloğlu’nu, Avcı Valiyi (İbrahim Ethem Akıncı) ve Avcı Müdürü (Abdurrahman Aydın - Koçman’ın Krom İşletmesinin Müdürü) ve Sinan’ın Sadri’yi (Kaymakam Sadri Artuç) yazdım.

Bu insanların yaşamlarında av en ciddi şekli ile büyük yer tutmuştu. Toplumun en önündeki kişilerdi. Çoğunluğu Birinci Dünya Savaşı’nın, özellikle Kurtuluş Savaşı yıllarının adamlarıydılar. İşlerinin, güçlerinin, görevlerinin yanı sıra; av onların yaşamında toplumsal bir olay niteliği taşıyordu. Karakışlarda, karlar, buzlar içinde günlerce yaşadıkları dağlara otuz-kırk kişilik gruplar halinde çıkıyorlardı.

Halk onlardan şöyle söz ederdi: “dağdan doğruca Saburhane’ye inerler. Birer kahve içerler, oradan evlerine dağılmadan topluca Belediye Hamamına geçerler. Onbeş, yirmi gün dağlarda sakalları, saçları uzamış, renkleri kararmış is pas içinde tanınmaz hale gelmişlerdir...”

Keyik avcıları çarşıda yıkanır, paklanır, traş olur evlerine öyle giderlerdi! Bu her yıl tekrarlanan bir törendi adeta! Avcılar bir-iki gün de evlerinde dinlenirler; daha sonra herkes kendi gofrasında sohbete başlardı! O yılın “keyik avı” hikâyeleri bir süre dillerde dolaşırdı. Genç avcılar, ava gidemeyecek kadar yaşlı avcılar, meraklılar vaaz dinler gibi huşu içinde dinlerlerdi ünlü avcıları. Günlerce hacı bekler gibi yollarını beklerlerdi! Haberleri dağları aşar gelirdi:

“... gelile gari!... Bözük derneği günü eniyolarımış...”,
“... Opban yedili vurmuş...”,
“...Topaloğlugil az daha galıyolarımış...”