ÖZSÖZ

I. BÖLÜM
ESKİ KUŞAKLAR


Eski Kuşak Hakkında
Süleyman Aksoy (Hacıkadı)
Yörük Opban (Osman Sert)
İbrahim Ethem Akıncı (Avcı Vali)
Mehmet Ağa
Abdurrahman Bey (Abdurrahman Aydın)
Topaloğlu Mehmet Efe
Sinanın Sadri (Sadri Artuç)
Eski Kuşak Avcıları

II. BÖLÜM
ORTA KUŞAKLAR


Orta Kuşaklar Hakkında
Faruk Aksoy
Burhan Karaosmanoğlu
Hasan Çavuş (Hasan Akyüz)
Soğanoğlu (Mustafa Şahbudak)
Hamamcı Şeref (Şeref Narin)
Tavuk Şükrü (Şükrü Çalış)
Muhacirler
Orta Kuşak Avcıları

III. BÖLÜM
GENÇ KUŞAKLAR


Genç Kuşaklar Hakkında
Ali Koç
Cüneyt Güçlü
Dursun Ceylan (Maliyeci Dursun)
Karabacağın Hasan (Hasan Şimşek)
Hamdi ve Mustafa Şahin
Hüseyin İnci
Hüseyin Özkaya
İrfan Coşkun (Koför İrfan)
Kâzım Tokuç
Veziroğlu Mehmet Ersen
Nabi Hoca (Nabi Yapıcı)
Mimar Saim (Saim Sayın)
Şinasi Aladağ
Süleyman Aksoy
Timur Çiçek
Özkan Canoğlu
Genç Kuşak Avcıları

IV. BÖLÜM
ANILAR - AVLAR - AVCILAR


Yılanlı
Çivril Avları
Dağ Köylerinde Av
Gökbel
Akçaalan
Kelekçinin Çilleri
Domuzlu Anılar
Söke Avları
Datça
Köyceğiz - Dalyan Avları
Söğüt - Bozburun Avları
Yerkesik’te Av
Çakmaktepe
Kale - Karaköy Avları
Gıra
Dağlar Kuruyor
Bir Av Hikâyesi
İlk Av
Tarladaki Domuz Avı
Ece’de Av
Kopaycılar (Tavşan Avcıları)
Muğla - Balık Avı - Gökova
Muğlalı Silâhçılar
Hâtime

 

  

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ÖNSÖZ

Av ve avcılık hakkında yazılan kitaplarda, genellikle ünlü avcıların avları anlatılır. Nerelerde avlandıklarını, neler avladıklarını öğreniriz.

Benim kitabımın amacı, öncelikle Muğla yaşamından, Muğlalı’nın özgün yaşamından başka bir kesit sunmaktır. Muğla’yı anlatmaktır amaç. Avcılık bu iş için değişik, elverişli bir alandır. Muğla Kitaplığı’na, oldukça zengin malzeme içeren bir çalışma daha konmuş oluyor.

Size tanıyabildiğim, öğrenebildiğim, otuz-otuzbeş yıl beraber avlandığımız Muğlalı Avcılar’ı anlatacağım. Daha öncekileri doğru hikâyeleri, yorumları ile anlatacağım. Muğla’da av ve avcı denince çizilecek çerçeve içinde neler var, kimler var, hangi avlar var, hangi avlaklar var, kimlerin dönemleri yaşanmış?

Bu kitaptaki kişilerle, olaylarla ilgili betimlemeler, değerlendirmeler, yargılar hep bana aittir. Öncelikle kendi av yaşamım çerçevesindeki olaylar, kişiler ele alınmaktadır. Öne çıkarılan isimlerin seçimi; bilgilerin, belgelerin, anıların toplanması; sıralanması, işin tüm sorumluluğu bana aittir.

Benim iyi Muğlalı, iyi avcı, iyi insan diye takdim ettiğim kişi ya da kişiler için tam tersi görüşler ileri sürülebilir. Araştırmak, doğruyu bulmak okuyucuya düşer! Çünkü bu kitap bir tek iddia taşır; dürüstlük. Yoksa tarafsızlık, bilimsellik vs. gibi iddiaları yoktur.

Ben Muğlalı Avcılar’ı anlattım: yani Muğla insanının, Muğla yaşantısının bir başka yüzünü. Bazı olayları, bazı kişileri abartmış bile olabilirim. Ama böyle bir çalışmada bu benim hakkım olmalıdır; onlarla bir ömür geçirdik ve onlar iyi insanlardı, övülmeyi, sevilmeyi hak ediyorlardı. Ve de iyi Muğlalılar olarak anılmayı.

Sıradan bakın; rastgele, kitabı bir yerinden açıp bakın: önümüzdeki kişi ya da kişiler aynı ortak değerlere sahipler. Dürüst, namuslu, çalışkan, alçakgönüllü, hataları ve sevapları ile orijinal çizgiler taşıyan, her birisinin iyi kötü bir taşta nişanı bulunan(*), kimlikleri, kişilikleri, (sade yaşantılarına karşın) kalın çizgilerle belirlenmiş Muğlalılar. Muğla’yı seven, kendisini Muğlalı sayanlar.

Bu kitapta adı geçen avcılara, adı geçmeyen ama bilinen avcıya dikkatlice bakıldığı zaman benzer niteliklerini, özelliklerini görmemek olası değildir. Örneğin hepsi doğa aşığıdır. Hepsinde hayvan sevgisi vardır. Doğal olarak hepsi köpek besler. Bazıları at beslerler, bazıları kuş. Kimi kanarya üretir, kimi güvercin. Tavukçuluk, inekçilik, koyunculuk yapanları vardır. Dağ keçilerini ehlileştirenler, kara keçilerle çiftleştirip yavrular elde edenleri vardır. Yani tamamı hayvan aşığıdır.

Hepsi esprilidir, şakacıdır, nüktedandır, zekidir. Hemen tamamı yemeyi içmeyi sever. Hemen hepsinin aile yapıları, çoluk çocuk, oğul uşak ilişkileri sağlamdır. Hepsinin bir işi gücü vardır. Doktordur, avukattır, mimardır, esnaftır, memurdur, gazetecidir, politikacıdır, ziraatçıdır vs... ve gerçekten avcının çürüğü yok denecek kadar azdır!

Avcılık basit bir öldürme olayı; bir çeşit mağara adamı iç güdüsüne dayalı, başka canlıları yok etme işi değildir.

Balina avcılarını, bizon avcılarını, fildişi avcılarını, kürk avcılarını düşündüğümüz zaman bu işin insanlık tarihi ile nedenli iç içe olduğu daha iyi anlaşılır. İnsanoğlunun yaşama, var olma savaşının çok önemli bir bölümüdür av.

Bizim sözünü etmeye çalıştığımız fıkralara konu olan; kuş, tavşan avcılığının belki sözü bile edilmez insanoğlunun av gereksinimi yanında! Aşırı avlanmalar, soyu tükenen hayvanlar; elbette yanlışlar tartışılır, önlemler alınır. Ancak insanoğlunun av tutkusunu, avcılık kültürünü, av yaşamını tartışmak gereksizdir. Av bir kültürdür. Eşsiz bir spordur. Doğa tutkusudur. Benzersiz bir eğitim alanıdır. İnsan, doğa, yaşam ilişkilerini en üst düzeye çıkaran bir eylemdir. Av bir sanattır.

Kitabımızda bunu anlatmaya çalıştık. Siz bu kitabı hele bir okuyup bitirin, av ve avcılık hakkındaki görüşlerinizi bir daha gözden geçiririz!

I. Bölümde Muğla Avcıları’nın eski kuşağını anlatmaya çalıştım. Bazılarının son yıllarını görebildiğim, daha çok hikâyelerini dinlediğim avcılar. Ayrıca o kuşağın çağı, Osmanlı İmparatorluğu’nun son yılları, yani I. Dünya Savaşı sonu, Kurtuluş Savaşı, Cumhuriyetin kuruluş yılları gibi bir dönemi kapsadığı için ayrı önem ve ağırlık taşıyor.

II. Bölüm benim de yaşadığım 1950-2000 gibi hayli uzun bir arayı kapsıyor. Eski kuşak dediğimiz bazı avcılarla, III. Bölümde anlattığım yenilerle, gençlerle karışık yaşanan bir elli yıl ki içinde Hacıkadı da var; torunu da var. Kitabın en yüklü bölümü elbette bu bölüm.Amacımız Muğla’yı anlatmak ama; sonuçta avın ve avcılığın övgüsünü yaptığımıza göre Muğlalı Avcılar’ı anlatırken av ve avcılık üstüne biraz da başka şeyler söylemek gerekiyor! Bu konuda elbette yazılıp çizilmiştir, gerekenler söylenmiştir. Kitaplar yayınlanıyor, dergiler çıkıyor, batıyor yenileri çıkıyor. Ama yine de gönül “sen de bir şeyler söyle...” diyor!

Avcılık, avlanma insanın doğasında var! Zorunluluğu, riski, bilgisi, kültürü, estetiği mağara döneminden geliyor. İnsanoğlu beslenmek zorunda. Yaşamak için, soyunu sürdürmek için. Vahşi doğa, karşı koyamaz ise onu yok edecek. Yaşamak için silâh sahibi olmak, onu kullanmayı öğrenmek, silâh yapmak zorunda!

İlk mağara resimlerinin konusu sadece bu; av ve avcı. Yeni kuşaklara aktarılan ilk bilgiler hiç şüphe yok bu bilgiler; bu birikim, avlanma kültürü, silâhlar, yöntemler, acı tatlı deneyimler.

İtirazlar yapılır: “bugün koşullar değişmiş siz hala mağaradakiler gibi zavallı hayvanları...”

Bu konuyu soyut bir hayvan severlik kavramında tartışmak olası değildir. Bu günün dünyasında milyonlarca insan et tüketiyor. Canlı maymun beyni yenen lokantalar var. Kedi, köpek, yılan, her çeşit böce börtü, kuş, sürüngen ve dahi bilcümle deniz mahlûkâtı insanlar tarafından tüketiliyor. Bu arada dünyanın yarısı aç!

“Ben yemem, sebze yerim, meyve yerim...” olur tabi, istediğiniz gibi yaşarsınız, kimse karışmaz ama; doludizgin avcılara saldırmadan önce konuya biraz geniş bakmasını öğrenmek gerekir.

III. Bölümde de bugünün genç avcılarından, yani yarının Muğlalı Avcıları’ndan söz ettim.

IV. Bölümde Muğlalı Avcılar’a ait anılar, hikâyeler, yazılar var.

Kitabın aşağı yukarı tamamı yaşanmış olaylarla örülü. Ancak bir avcının av anılarından çok; bir kentin avcılarının yaşamlarını av ekseninde anlatan, bu arada o kentin ve insanının yaşamından, oldukça uzun bir süreç içinde özgün tablolar çizen bir kitap olmasına çalıştım.

Oldukça zordu! Malzeme bulunması zordu. Yardımı olan hemşehrilerime teşekkür ediyorum. Onları kitapta, ilgili oldukları yerlerde belirleyerek açıkladım ve teşekkür ettim. Bu gelenek kalmalı; değerlerimizi yok olmaya unutulmaya terketmemeliyiz. Onlar yarınlarımızın, torunlarımızın, geleceğimizin tükenmeyen yok olmayan hazineleri olacak. Üç kuşak gerisi karanlıklarda kalan, bir toplum olmamalıyız. Muğla’nın, Muğlalı’nın nesi var nesi yoksa kâğıtlara geçirilmeli, kitaplaşmalı.

Ben sevinçliyim, umutluyum bu yola girildi.


Mayıs 2004 Muğla
Erman ŞAHİN


(*) Bir taşta nişanı bulunmak: bu sanırım bir Muğla deyimi. Daha çok olumsuzluk sorusu olarak kullanılır. “Hangi taşta nişanı var!?” Ne yaptı bu güne dek? Marifeti nedir? Bu konuda bir iş bitirdi mi gibi!...